Seyir Defteri

Seoul

2012 yilinin son gunlerini 2013 in ilk gunlerine baglayan zaman dilimindem Seoul deydim, ya da baska bir degisle Soul of Asia, Asyanin ruhundaydim. 3 gunluk zaman diliminde sehri gezerken Asyanin icinde Avrupanin keyfini cikarttim.

Bu kisa zaman dilimi icinde, Incheon Havalimanindan baslayip, Sincheon bolgesindeki hizli ve modali yasamdan,Gyeongbokgung sarayi cevresindeki tarihi yerlerden, Seoul Tower dan Seoul sehrinin panoramik goruntusune , Buckhon Hanok koyunu ziyaretiyle, Coex, Myeongdong ve Namdaemun alisveris cilginligi, Hongdae bolgesinde hareketli gece yasamindan ve Itaewon da Seouldeki Amerikan ve diger ulkelerin kulturunun harmanlandigi yerlesim yerlerinde vakit gecirerek Seoul ve Korenin keyfinin cikarttim.

Oncelikle seyahatime baslangic ve bitis yeri olan Incheon Havalimanindan baslayayim. Bugune kadar gormus oldugum havalimanlarindan en iyisi. Zaten 7 sene surekli olarak En Iyi odulunu elinde tutmaktadir. Icerisinde cok sayida Duty Free shop ile uzun beklemelerin kisaldigi ya da aktarmalar sirasinda Sehir turu alarak sehri kisa surede gezebilirsiniz. Ayrica icerisinde buz pateni pisti ile sogugun keyfi surulebilir,

Ulasim, Seoul Dunyanin 3. En kapsamli metro hatti ile , istediginiz yere sizi ulastiriyor boylelikle trafiktr vakit kaybetmiyorsunuz.

Hotel: Her zamanki gibi hoteli, booking.com araciligiyla rezervasyonu yaptim. Seoul de hoteller biraz tuzludur. Dusuk hizmet ve fiyatlari pahallidir.

Namsan bolgesinden baslayalim geziyi ozetlemeye, sehrin baslica gezilmesi gereken yerleri bu bolgede bulunmaktadir. Cevresinde kulturel ve alisveris merkezleri bulunmaktadir.

Seoul Kulesi: Sehirde ender var olan tepelerin en yuksek olanina insa edilmistir. Konumundan dolayi Seoulun en guzel manzarasi buradan panoramik olarak gozlemlenir. Ayrica Teddy Bear muzesinse tatli ayilari gorebilirsiniz.

Seoul asiklar sehridir, romantizmi burada yasarken sevginizi sonsuz kilabilirsiniz. Nasil mi?
Seoul kulesinde, sevgi agaclari vardir, asma kilidinizi alip notunuzu yazdiktan sonra buraya asip, sevginizin gelecegini emniyete aldiniz artik. Ayrica Uzakdogu kulturunun diger bir ozelligi ise kisilerin cekingen ve utangac olmalaridir. Birinden hoslanan ama acilamayan ciftler icin belediyemiz hicbirseyden cekinmeyip beyin firtinalari gerceklestirip, sevgili bankini icat etmistir. V seklindeki bu bankin kenarlarina ciftler otururlar ve egim sayesinde ortada bulusue ve Seoulde sevginin keyfini surerler.

Hongdae: Hongkik universitesini Guzel sanatlar fakultesini burada bulunmaktadir. Izmirde universiteyi okudugumdan dolayi burasi klasik bir Bornovadir. Cafelerin , barlarin, butiklerin bulundugu, gunduz cafelerde kahvenizi icerken, geceleri ise yerinde durmayan, su gibi akan bir yasantisi vardir. Ayrica barlar sokaginin yaninda Serefe restarantinda Turk yemeklerinin ve ickisinin tadina bakilabilir.

Itaewon: Expat bolgesi olarak bilinmektedir. Cogunlu genellikle yabancilarin olusturdugu, farkli ulke mutfaklarinin yemeklerini bulabileceginiz, pub, bar ve clublarin oldugu bolgedir. Yol uzerinde bir tane Turk resturanti ve donerciler bulunmaktadir. Kervan Turk Restaurantinda Turk mutfagindan bircok yemegin ve tatlinin tadina bakilmaya degerdir.

January 20, 2013 Posted by | Yurtdışı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Shanghai Reloaded

Merhaba Shanghai,

Yine ben geldim, sana gelirken amacim cok farkliydi. Senle yasadiklarim sevdigim bir sozu tekrardan animsatti. Hayat planlar yaparken yasadigimizdir diye. Aslinda sana Jennifer Lopez icin geliyordum, sonra planlar degisti Thailand gezim sonrasi gelebildim. Planladigim Jennifer Lopez konseri de yalan oldu. Onun yerine ucakta tanistigim arkadasimla Xintiandi ve barlar sokaginda Cumartesi gecesi gecirdik.

Hotel olarak gecen seferden farkli olarak yeni bir yere gittim. Nitekim ki gecen seferki gibi The Bund olmasinin yaninda temiz ve konforlu olan Fish Inn Hotelde kaldim. Calisanlari gayet sicak kanli ve yardimseverler. Kesinlikle tavsiye edilir.

Maglev hakkinda birsey yazmayi dusunmuyordum, nitekim gecen yazida dusuncelerimi paylasmistim. Bu cumleleri size Maglevin icinden yaziyorum. Suratimiz 301 km/h! Maglev deneyimini yasamak inanilmaz guzel ama 1 kereyle sinirlamakta fayda var. Downtown a kadar gtimemekle birlikte, yolcu inis binislerde bekleme suresi ve metro aktarmalariyla , hizin beraberinde getirdigi zaman avantajini kaybediliyor. Hele birde esyaniz varsa aktarmalarda rezillik maalesef.

Xintiandi, Fransiz consession yakinida olup , Cinin merkezinde kendinizi batida evinizde hissetmenizi sagliyor. Mimarisi olarak 2-3 katli olup farkli tarzli cafe bar vr publariyla farkli zevklere hitap etmektedir. Paulaner de Gluewein la Bavarya muzigi ile coguk kis gununde guzel gitti.

Kervan Restaurant, Shanghaidamolan Turk resturantlarindan birisidir. Menusunde corbalardan tatlilara kadar cesitli olup , Turk sarabi, birasi ve rakinin keyfini surebilirsiniz. People square dan nanjing road giderken onunuze cikacaktir.

Shanghai Urban Planning Museum: Shanghai sehrinin gecmisten gunumuze gelisimini gosteren guzel bir muzedir. Muzenin girisinde Shanghai in onemli binalarinin maketi bizleri karsilar. Ikinci ucuncu katinda Shanghai in gecmisinde ve gunumuzdeki onemli yer eden The Bund in gunumuze nasil degisip gelistigini anlatan yazili ve gorsel gosterimler bulunmaktadir. 4. Kata ciktigimizda ise, Shanghai in merkezinin belli olceklerde kucutulmus maketi bulunmaktadir. Kesinlikle gezilmesini tavsiye ettigim bir muzedir.

Shanghai sadece ticari merkezle olmamakla birlikte ayni zamanda alisveris cennetidir. Her cesit butceye uygun yerler bulunmaktadir. Goz alici alisveris merkezinde alisveris yapabileceginiz gibi sehrin bazi yerlerinde olan Fake Market larda imitasyon urunleri bulunmaktadir.

January 13, 2013 Posted by | Yurtdışı | , , , , , , , , , | Leave a comment

Phuket

Phuket , Thailand in Andaman denizinin bati sahilinde yer almaktadir. Phuket, 2004 yilinda tsunami felaketiyle karsilasmasindan sonra populerligi artmistir. Felaketten sonrs gonderilen yardimlarin yani sira, tsunaminin etkisini gormek isteyen turistik geziler ve masaj turizmi ile gunumuzde populerligi gun gectikce artmistir.

Phuket, envai cesit masajlari, Bangla roaddaki barlari ve gosterileriyle, Patong, Kuta kumsallariyla, deniz sporlariyla huzur bulmaktan daha fazla eglenceleri ve aktiviteleriyle hareketli tatil beldesidir.

Patong Plaji: Phuketin en hareketli, populer plaji olup, sahil boyunca sezlong, semsiyelerle kaplanmis, tropikal sahilden daha cok akdeniz sahilini andiriran ince kumlu plajidir. Jetski, muz, paracyling gibi su spor aktivitelerini yapilabilir. Sahil boyunca bulunan cardaklarda, denizi izlerken masaj yapilan yerler vardir.

Patong plajinda, Sabah saatlerinde barlarda calisanlarin, tur operatorlerinin sezlong sezlong gezip turlarini satmasiyla Turkiyedeki plajlari animsatmaktadir.

Masaj: Tayland denilince bircok kisinin aklina masajlar gelmektedir. Patong un bircok yerinde cesitli masaj salonlari olup, bay-bayan-ladyboy masorleriyle aloe vera mesajindan, geleneksel Thai masaji, aroma yagli, ayak bacaklariyla hizmet vermektedir. Sokakta yururken,kendileri ait Ingiliz sivesiyle tebessum ediyorsunuz.

Bangla Road: Phuketin gece hayatinin kalp desem yanlis olmaz. Phukete gelen herkesin mutlaka gorulmesi gereken bir yerdir. Canli muzikten tutunda, striptiz gosterilerine, Tayland ozel sovlarina kadar cesitli eglenceleri ile hareketli bir gece hayati yasanmaktadir. Bangla Road boyunca, cok ilginc ve sinirlari zorlayici gosteriler ile musterileri kendi barlarina cekmelerine tanik olmadan inanmak cok zor!

Phuket turu, Thailandda sahil kenarinda tatil yapiyorsaniz, ve kaldiginiz yere baglanmak istemiyorsaniz, scooter kiralayip, guzel tatil beldesinin guzide kumsallarini ve dogal guzelliklerini gorulmeye degerdir. Phukette kaldigim son gunde arkadaslarla scooter kiralayip, kesfe basladik. Patong plajindan baslayip, Karon ve Kata plajlarini gezdik. Karon ve Kata plajlari Patong plajindan farkli olup, dalgalarin daha yuksek, akintini hizli duragan olmayan plajlardir. Sezonuna bagli olarak buralarda sorf yapmaya uygundur.

Ayrica yol boyunca , Canon viewpoint olup , buralardan dogal guzellikleri gorup , onlari fotograflarla unutulmaz anilara cevirebilirsiniz. Buradan Kata, Kata Noi,Karon ve Ko Pu adasini gozlemleyebilirsiniz.

Phuketin en guneyinde ise Laem Phromthep bulunmaktadir. Bu noktadan gunesin adanin uzerinden batisi izlenmeye degerdir. Ayrica burdaki Fil tapinagida Budizm icin ayri bir onem tasimaktadir.

Paulaner Hotel; Cok enteresan bir tesaduftur ki bu cumleleri yasarken Shanghai daki Paulaner Restaurant&Bar inda Gluhwein icmekteyim. Hotelr geri donunce, Patong plajina 5 dakika mesafede olup, Bangla Road a 10 dakika yurud ,mesafesindedir. Odalari temiz olup, geleneksel Bavaria yemek ve icecekleri otelde servis edilmektedir.

Son soz; Phuket ,2004 yilindaki tsunamiden zarar gormus ve yaralarini turizmin etkisiyle hizlica sarmistir. Yillarin gecmesiyle Phuketteki tatil yapmanin maliyeti populerlikle beraber artmistir. Phuket , Pattaya gibi hayatin hizli ve sinirlari zorlayan sekilde akmaktadir. Eglencenin siniri olmayan bu sehirde herseye hazirlikli olun!

November 29, 2012 Posted by | Yurtdışı | , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Xian

Atina, Roma, Kairo ve Xian, dunya tarihinin yazildigi 4 sehir. Evet bu sefer yolum Xian a dusmustu, Cin tarihinin onemli bir kismini olusturan Ming Imparatorluguna ev sahipligi yapmis olan bu guzel tarihi yere 4 gunlugune gelmistim. Gezi plani yogun ve dolu ama bir o kadar eglenceliydi.

Gezi planimda, Terracotta Savascilari, zil ve davul kulesi, Buyuk ve Kucuk Vahsi Pagoda Kulesi, Sehir Surlari, Kultur evi, Tas Yazit Kitabeleri, Buyuk Cami, Huaqing Kaplicalari, Maoling ve Kral Jingdi Kabiri, Musluman Mahallesi, Shanxi Tarih ve Xian Muzesi vardi. 4 gunluk gezi icin yogun ama eglenceli bir program beni bekliyordu.

Hotel ve ucak: Ctrip.com sitesi uzerinden hotelimi ve ucagimi bu site uzerinden rezervasyonunu tamamladim. Skytel Hotelinde kaldim. Skytel Hoteli Zil Kulesinin yakininda, sehir surlarinin icerisindeydi. Odalari temiz, ferah ve konforluydu.

Terracotta Savascilari: Army of Terracotta Warriors, Xian tren istasyonundan Terracotta Savascilarina giden otobusler kalkar, yaklasik 1 saatlik surus mesafesindesindedir. Otobusle son duragan geldikten sonra kalabaligin pesine takilip muzeye dogru yol aldim. Muze 3 kazidan olusuyor. En gorkemli ve populer olani 1.kazi. Burada yaklasik 7000 e yakin birbirinden farkli asker ve yuzlerce at arabasi heykeli bulunmaktadir.

Buranin nasil bulundugu hikayesi cok ilginctir. Muzenin bulundugu yerde , zamanla tarla varmis ve koyluler su cikartmak icin kazi yaparken bu essiz eseri kesfetmisler.

Geri kalan 2. ve 3. kazi yeri ise 1. Kazi yerine gore daha sonuk kalmistir, hizlica bir goz atmak yeterlidir.

Zil ve Davul Kulesi: Drum and Bell Tower, sehrin surlarinin icerisinde sehrin merkezindedir. Zamaninda sehir surlarinin acilip kapanacagini haber vermek icin belli zamanlarda calarmis.Sehrin en guzel manzarasina ve gorkemli yapisidir. Geceleri cok guzel isiklariyla goz alicidir.

Kucuk Vahsi Pagoda ve Xian Muzesi: Xian Muzesi ile Small Wild Goose Pagoda ayni parkin icindedir. Xian Muzesinde Cin tarihi hakkinda bilgi edinirken, Eski Xian maketine bakarak, gecmiste Xianin yerlesim duzeninde hakkinda bilgi edinilir.

Kucuk Vahsi Pagoda ise, sehrin yuksek kulelerinden olup, tepe noktasinin gecmiste zarar gormustur. Sehrin guzel manzarasini buradan izlenebilir. Tepe noktasina cikmak icin yuzlerce merdiveni ve dar gecitleri goze almalisiniz.

Buyuk Vahsi Pagoda: Big Wild Goose Pagoda, diger Pagoda dan farki, bu kulenin digerinden yuksek olmasi ve icerisinde tapinak bulunmasidir. Bunun disinda beni etkileyen kismi ise, kulenin onunde bulunan devasa buyuklukte olan havuz ve fiskiyeler oldu. Gunun belli saatinde bu fiskiyeler acilip, muzik esliginde cok guzel sova donusuyor. Ozellikle aksam yapilani, fiskiyelerin muzik esliginde dansina isiklarin katilmasiyla, goz kamastirici bir eglenceye donusuyor.
Aksam vakti izlemeyi dusunuyorsunuz, onceden gidip yerinizi almanizda fayda var, aksi taktirde, bu gorsel keyiften eksik kalabilirsiniz.

Buyuk Cami ve Musluman Mahallesi: Great Mosque and Muslim Quarter, Davul kulesinin yakininda bulunan Kemeraltini andiran bir yerdi. Buyuk Camiye gitmek icin, Musluman Mahallesi labirentinden gecmek gerekiyordu. Musluman Mahallesi labirent gibiydi, bir girdiginiz sokagi ikinci kez bulmak gercekten zordu. Sokaklar boyunca tezgahlarda hediyelik esyalardan, cop sise, donere, pismaniye Cin mantisina kadar herseyi bulabilirsiniz.

Labirentin icinden isaretleri takip ederek Buyuk Camiye ulastiginizda, hikayesinden etkilenmemek elde degil. Zamaninda baskilara ragmen kendi ozunu korumak icin bu gizlo Camii yi insa etmisler. Camiyi bulmanin zorlugu bir yana iceriye girmeside bir o kadar mesakatli. Iceriye girdikten sonra mimarisiyle Turkiyedeki camilerle farkliligi hemen goze carpiyor. Tabi bu mimarideki degisimin bir sebebi de, kendilerini korumak icin gizlenmeleridir. Ayrica ezan sesi de yoktur. Namaz vaktinde halk kendisi gelir ve namazi beraber kilinir.

Caminin icerisine girince, Kuran-i Kerimin ayetleri caminin duvarlarina yazilmistir, boylece halk zamaninda gelip burada okunabilir.

Shanxi Tarih Muzesi: Shanxi History Museum, Xian a gelenlerin mutlaka gormesi gereken yerlerin basindan geliyor. Muze cok kapsamli olup en az yarim gun ayirmak gerekiyor. Muzede , eski Cin Uygarligini kurulus zamanindan alip gununuzdeki tarihe getiriyor. Icerisinde ilgimi ceken kismi, eski Cin hazinesi oldu. Kullandiklari paralar, mugurler bulunmaktadir. Muzelerin vazgecilmezi olan eskiden gunluk hayatta kullandiklari arac, gerec, mucehverler, takilar bulunmaktadir. Eski Cin Tarihine ilgi duyuyorsaniz mutlaka gormeniz gereken muzelerden biridir.

Tas Yazit Kitabeleri: Sehir surlarinin icerisinde bulunan bu muze, sizi kalemin kagidin olmadigi zamanlara goturup eserlerin nasil gunumuze getirildigine guzel bir ornektir. Muzenin ana temasi taslara yazilmis eserlerdir. Muzede Cin Tarihinde onemli yer tutan tasa yazilmis eserler sergilenmektedir.

Sehir Surlari: City Wall, Xian gezisinde en cok keyifm aldigim ve tek aksiyonum olan yerdi. Eski Sehrin cevresi surlarla cevrilidir.Surlarin uzerinde gozetleme kuleleri ve okcu evleri bulunmaktadir. Uzerinde yuruyerek ya da bisiklet kiralayarakta gezebilirsiniz. Sporu sevdigimden dolayi tercihim tabiki bisiklet oldu. Aksam ustu baslayan bisiklet turum gunesin batmasindan sonra bitti. Bisiklet turunun en uygun oldugu zaman bu zaman, boylece surlarin uzerinden hem sehri gunduz hem de gece gozlemleme sansiniz olur.

Kultur Evi: Musluman Mahallesinin icindedir, tarihi cok eski zamanlara dayanmaktadir. Zamaninda bu evde Xianin eski asiretlerinden bir tanesi kalirmis. Gunumuzdeki ev ise, Geleneksel Xian evi olarak turistik ziyaretlere aciktir. Ayrica evin icerisindeki cay davetine katilip, bu guzel cayin nasil takdim edildigine tanik olabilirsiniz.

Huaqing Kaplicalari: Huaqing Hot Spring, Xian dan Terracotta savascilarina giderken yol uzerinde kalan bu kaplicalar, zamaninda Kralla Kralicenin banyo yapmaya geldikleri yerdir. Buyuk bir parkin icerisinde bulunan kaplicalarin disinda irili ufakli havuzlarla park cok guzel planlanmistir. Parkin icerisinde bulunan buyuk havuzun icerisine insa edilmis ve geceleri gosteride kullanilan sahne bulunmaktadir. Bu sahne gece sovun yapilacagi zaman ininden cikip gosterilerde yerini aliyor. Ayrica parkin yanindaki teleferikle dagin zirvesine cikip, manzaranin ve kayaliklardaki tapinagin keyfini cikarmaya deger.

Kral Qin Shihuang in Kabiri: Mausoleum of Emperor Qin Shihuang,Terracotta Savascilarinin yakininda bulunan piramit seklinde tepededir.

Maoling Mezari: Maoling Tomb, gidilmesi bir o kadar mesekatli ama oraya varinca Cin Piramitlerini gorunce cekilen cileye degiyor. Oraya varmam tamamen bir road trip e konu olacak cinsten. Hotelden otobusle otogara gittikten sonra dil probleminden dolayi bulamadigimi dusunmustum. Ummali bir taxi pazarligina girmisken, otogarda calisan bir gorevli durumu anlayip bana yardimci oldu. Maoling Tomb a kadar nasil gidecegimi organize etti ve bana sadece onun dediklerini takip etmek kaldi. Gezi turunda sehrin disindaki kasabada inip baska otobuse binmemi ve diger otobuse ne demem gerektigine kadar organize edip beni yola cikardi. Cinde bu durumla siksik karsilasabilirsiniz, Cin halki yabancilara karsi cok hosgorulu ve yardimseverdir.

Maoling mezarinin sekli gene piramit seklindedir, piramitin tepesine cikinca ovadaki diger piramitleri de gormeniz mumkundur. Bir rivayete gore her piramitte bir krala ev sahipligi yaparmis yasamdan sonra.

Kral Jingdi nin Mezari: Maalesef gidilmesi zor olan bu yer havaalani yolu uzerinde ve gitmeden onceki son duragim olarak yer almaktadir. Ucmadan onceki son yer oldugundan dolayi ozel araba kiralayip gitmeyi tercih ettim. Aldigim kararin ne kadar dogru oldugunu gidince bir kez daha farkina vardim. Bugune kadar gordugum en guzel ve organize edilmis muzedir. Muzenin ana konusu Terracotta Savascilariyla bagdasmaktadir. Terracotta Savascilarindan farkli olarak buradaki heykellin boylari 50 cm civarinda yalniz asker heykeli degil, cesitli hayvanlarin ve karakterlerin heykelleri de vardir. Heykelleri gezerken bana, Nuhun Gemisini cagrisimi geldi.
Ayrica muzenin mimariside cok ilginctir. Muze kazilarin yapildigi mezarlarin uzerine insa edilmistir. Muzeyi gezerken kazi alanin uzerinden gecerken kazilara yakindan ve ustunden bakma imkani veriyor. Adi cok fazla duyulmamis olsa da en az Terracotta Savascilari kadar onemli ve onfan daha guzel olan bu muzeye gitmenizi siddetle oneririm.

Son Soz: Xian , Cine gelenlerin gormesini tavsiye edecegim yerlerinden bir tanesi. Ozellikle Cin tarihi ve arkolojiye ilgiliyseniz, Xian sizin icin dogru secim olacaktir. Terracotta askerleri ve Kral Jingdinin Mezari, Xian da gorulmesi gereken yerlerin basinda geliyor, ayrica Buyuk Vahsi Pagodanin oldugu parktaki fiskiyelerin muzik ve isikla dansini izlemenizi tavsiye ederim. Sehir surlarinda bisikletle gezerek Xianin surlarin tepesinden bakmakta guzel bir tecrube olur.

October 28, 2012 Posted by | Yurtdışı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Shanhaiguan

Shanhaiguan , cogu zaman Shanghai ile karistirilsada aralarinda hicbir benzerlik bulunmamaktadir. Shanhaiguan deniz kenarinda, Cin Seddinin denizle bulustugu, eski sehir merkezinin yeniden insa edilmesiyle geleneksel Cin yasam tarzi ve yapilarini gorebileceginiz yerdir. Ayrica Cin seddinin gercek haliyle korunabildigi ender yerlerden birisidir.

Eski Sehir: Eski sehir aslinda gecmisinde yikilmis ve tahrip edilmis yapilarin tekrardan onarilarak tarihsel kisiligine tekrardan kavusturulmus. Eski sehiri saran surlar ve kapilar ile sehrin klasik liman sehri oldugunu hemen belli ediyor.

Uygur restauranti ve cay evlerinde vakit gecilirip yiyip icilmek icin uygundur. Tabii ki cay evindeki seremoninin Turke yapilmasi sirasinda servis sunan biraz zorlaniyor. Bizim kulturumuzde cayi ince belli ile icmek oldugunda onlarin sundugu kucuk shot bardaginda icmek durumda kaliyorsunuz. Cin kulturunde shot bardagindan yudum alinir ama bizim kulturumuzdeki yudum ile shot bardagi bitiyor ve tekrardan servis gelmesiyle. Servis eden kisi hic yerine oturamadi🙂 Tabii ki cay evinde cay ictikten sonra cay satma cabalari arkasindan gelmektedir. Ucretlerin yuksek oldugunu goz onunde bulundurmakta fayda var.

Sehrin merkezindeki panayir vardi. Bu panayirda cesitli yemekler ve tatlilar sunulmaktaydi. En ilgimi ceken ise ceviz findikli olaniydi. Adini bilmesemde Turkiyede de yapildigini dusunuyorum. Ocagin uzerindeki tavaya serbet dokuldukten sonra uzerine findikli, fistikli bir karisim dokulup ateste belli bir katiliga gelinceye kadar karistiriliyor., daha sonrasinda masanin uzerinde iyice katilasip yogunlasincaya kadar dovuluyor. Daha sonra kesilip servis ediliyor. Bu karisimin fistik findikli oldugu gibi meyveli olanlari da var.

Hotel: Shanhai Holiday Hoteli Eski Sehrin icinde konumlanmaktadir. Yapi olarak Eski Sehrin tarihi dokusuyla bagdaslasip, eski kulturel yapisiyla dikkat cekiyor. Odalari temiz ve guzeldir. Otantik bir tarih icin cok guzel bir yer olup, tavsiye edelir.

First Pass Under Heaven: Eski Sehir merkezinin Cin Seddine baglayan yolunun sonundadir. Bu gecit deniz ile daglarin arasinda Ming Hukumdarliginin yaptirdigi Cin seddidir. Bu gecit, deniz ile daglari birbirine baglar.

Old Dragon Head: Cin seddinin denizle bulustugu yerdir. Parkin icinden gecirilerek gidilir. Cin Seddinin gecmisten kalmis ve yikilmamis bolumu bulunmaktadir. Bu bolumu ise korumaya altindadir. Ayrica bu bolmenin yaninda kucuk bir labirent vardir. Tepeden labirentten cikmaya calisanlari izlemek super eglendiriyor.

Kalabaligin arasindan siyrilip, bu guzel manzaranin keyfini cikartmanin zamaniydi. Ayrica Cin Seddinin sol tarafinda denizin icindeki tapinakta ziyaret etmeye deger. Eylulde gittigimden dolayi, keyfini suren kimse yoktu. Deniz cocugu olarak buyudugumden dolayi, denizin keyfini surmek lazimdi. Carsaf gibi deniz, serin su ve gunesin sefasini surmek sahaneydi.

Son soz: is hayatindan kacip guzel bir haftasonu gecirmek icin mukemmel bir secenektir. Ozellikle bahar mevsiminde sehrin denizin keyfini surebilecegi en uygun zamanidir.

October 27, 2012 Posted by | Yurtdışı | , , , , , | Leave a comment

Yingkou

Yingkou, Shenyang a 2 saat surus mesafesinde, deniz kenarinda tatil beldesine gittik. Yaz aylarinda igne atsaniz yere dusmeyecek kadar kalabalik olan yere, ilkbaharda gitmekle kalabaligi elemine edip guzel sahilin ve envai cesit esansla donatilmis havuzlarin keyfini cikarttik.

Yingkou geldigimiz gibi kendimizi sahil kenarina attik. Kumsal sahilde ATVlerle gezebileceginiz gibi,yuruyerek sahili sarmis olan lunar takvimin her yilini sembolize eden heykellerin keyfini cikartabilirsiniz.

Sahilden denize dogru uzayan yolunda Yingkou Tiyatrosunu denizin tam ortasinda buyuk heybetiyle sizi karsilar. Mukemmel bir mimariye sahip olmasinin yani sira, acik hava tiyatrosunun en son siralarina cikinca, sehrin manzarasi ile oturdugunuz yerin altindan sularin akisini izleyebilirsiniz. Denizin ortasindaki bu gorkemli yapinin akustigini test etmek icin sahneye attik kendimizi. Muhtesem bir akustigi sahip olduguna tanik olduk, denizin ortasinda dalgalarin sesinden hic etkilenmiyordu.

Denizdeki acik hava tiyatrosunun arkasinda ise deniz kizi heykeli vardir. Devasa deniz heykeli, Yinkou a gelen misafirleri denizden selamlar.

Gunubirlik gezimizin ikinci duragi ise Yingkou Xiongyue Hot Spring Resort kaplicaları oldu. Kaplicalarda acik, kapali, irili, ufakli havuzlardan olusuyordu. Icerideki havuzlardan baslayalim. Ilk goze carpan, kapali alanda yaratilan tropikal ada esintileri oldu. Palmiye, hindistan cevizi, hurma ve diger tropikal bitkilerle dizayn edilmisti. Kapali kompleksin icerisinde, olimpik havuzda yuzerken , etrafindan, jakuzilerde bulunan ozel dizayn edilmis jakuzi yataklarinda suyun icinde rahatlayabilirsiniz. Bunun yaninda sauna ve kangal koyunden gelen ufak baliklarla dolu havuza girip toksinlerden kurtulursunuz. Ayrica sut, kahve ve farkli baharat esansina sahip havuzlarda rahatlayabilirsiniz.

Dışarıdaki havuzlarda ise yine kapalı komplekste olduğu gibi esans içeren havuzlar mevcut.Kimisi ciddi beyazlatırken,kimisi tazelik ve yumuşaklık vererek vücudun yenilenmesini sağlar. Sicakliklari genellikle 43 derece olup, serin bahar havasinda cok guzel vucudu rahattir. Ayrica havuzlarin yaninda temiz havlular vardir, havlunuz islandigi zaman, yenisi ile hemen degistirebilirsiniz. Ayni zamanda, cay servisi ile havuzda cay keyfi yapilabilir.

Son soz: Yingkou a baharda gelenirse kalabaliktan kurtulunup sahil kasabasinin keyfini daha guzel cikartilir. Gelmisken de kaplicalarda kendinizi yenilemenizi tavsiye ederim

October 26, 2012 Posted by | Yurtdışı | , , , , , | Leave a comment

Shanghai

Cine yerlestikten sonra Shanghai gezilmesi gereken yerlerden biri olarak listemin ust siralarinda yerini almisti. Uzun tatillerde hepsinde Almanya’da is gezindeydim. Istegim firsati yakalayamadim derken, ikizimden guzel bir haber geldi. Shanghai a geliyordu, konferansta makalesini sunacakti. Iste beklenen firsat bu deyip, rota Shanghai oldu!

Shanghai inmemle birlikte bavulumu beklemeden alip, universitede derslerde konusu gecen efsanevi Magleve dogru yol aldim.

Maglev: Efsanevi trenle sonunda tanisma firsatim oldu, gunun farkli zamanlards farkli hizlarda yol aliyorsdu. Aksam ustuydu, Maglevle 302km hizla sehir merkezine 10 dakikadan kisa surede ulastim.

Hotel: booking.com ile Jia Na Boutique Hotelinde rezervasyon yaptirmistim. Lokasyon olarak hotel The Bund a olmasina ragmen, odalarin temizligi, ve genel ozellikleri olarak cok buyuk hayal kirikligiydi. Odediginiz paranin karsiligini maalesef alamadik. Shanghai gibi birde hele ki The Bund gibi bir yerde turistin yogun oldugu bolgedeki hotel calisanlarinin Ingilizce bilmemelerini hayretle karsiladik.

The Bund: Sabahtan baslayan turist akının, gecenin ilerleyen saatlerine kadar suren, Shanghai a gelenlerin mutlaka gezmesi gereken bir yerdir. Sabahlari hava daha isinmamisken kosu yapilabilir. Geceleri ise nefes kesen isiklariyla sizi Alice harikalar diyarina alacak kadar iddialidir. The Bund sahili boyunca bircok finans merkezi bulup, yeni yapilasma ile eski yapilar guzel bir harmoni olusturmustur.

World Trade Center: Shanghai in en yuksek binasi oldugu gibi yapi olarak gazoz acacagina benzemektedir. 100 katli bir yapidir. 100 katinda skywalk yaparken Shanghai i ayaklar altina alabilirsiniz. Manzarasi sahanedir. Ayrica bilet aldiktan sonra asansore dogru ilerlerken icerideki salonda minia Shanghai gorebilirsiniz, Shanghai in 24 saat boyunca nasil gorundugunu maketlerle cok guzel gostermisler.

Science Museum: Ismi bilim muzesi olsada daha cok hitap ettigi kesim ilkokul ogrencilerinin ufkunu acmak icin dizayn edilmistir. Maalesef bizim beklentimizi karsilamadi. Icerisinde ayni zamanda yapay orman ve hayvan muzesi de bulunmaktadir.

Yu Garden: Shanghai dogunun Parisi olarakta bilinmektedir. Genelde modern yapilarin bulundugu gibi klasik Cin Mimarisinin korundugu old town, Yu Garden cevresinde bulunmaktadir. Yu Garden cevresinde geleneksel Cin Mimarisini gorurken, Kemeralti carsisinds alisveris yapabilirsiniz. Ayrica Yu Gardenin icerisindeki goletin ortasinda Geleneksel Cin cayinin keyfini cikartirken kalabaliktan bir nebze uzaklasilir. Ayrica Yu Garden in icinde ise Geleneksel Cin bahcesinin esintileri mevcuttur.

Fake Market: Sehrin bircok yerinde denk gelebilirsiniz, bizim tercihimiz science museum in yakındakı metro ile people square in ordakiydi. Fiyatlar Cinin her yerinde oldugu gibi sisirme, pazarliga onda birinden baslamakta fayda var.

Nanjing Street: Sehrin en kalabalik sokagi olup, Istiklal caddesini andirir, global brandleri bulabileceginiz gibi yerel brandleri de bulup alisverise uygundur.

Nehir turu: Yu Garden dan nehire dogru yurudugunuzde cesitli nehir turlari organizasyonlarini mevcuttur. Gecesi ayri guzel gunduzu ayri guzel olur. Gece sehrin buyuleyici isiklandirmasi, gunduzde ise nehrin ve gunesin keyfini surmek sahane!

M1NT: Efsanevi gece klubudur, 360 derece The Bund manzarasinin keyfini surerken guzel muzikle gecenin keyfi burada cikar. Ayrica 40metre uzunlugundaki akvaryumun icerisindeki kopek baliklarida gece hayatina ayri bir hava katmistir.

Anadolu Restauranti ve Kervan sehirdeki Turk restaurantlari olup Turk mutfagiyla ozlem giderilir;))

Son soz: Shanghai, Modern ile otantik Cin in guzelce harmanlanmasi ile kulturel sanatsal olarak cesitlilikler barindirmaktadir. Mutlaka kendinize ait birseyleri bulacaksaniz!

Shanghai yazisi ileride guncellenecektir, kasim ayinda ikinci kez ziyaret edecegim.

October 24, 2012 Posted by | Yurtdışı | , , , , , , , , , , | Leave a comment

UnBALIable

Evet aradan yaklasik 3 sene gecti, cok sular gecti koprunun altindan. Bugunden baslayarak gerek geriye donuk gerekse de guncel yazilarimla arayi kapatacagim.

2012 deyiz, Temmuzun sicakligindan kacip tropikal adada eski dostla uzun bir aradan sonra bir araya gelip tatil yapmanin keyfi paha bicilemezdi.

Elmo ve kardesi HK uzerinden, ben ise Seoul uzerinden Baliye geldik. Havaalaninda vizelerimizi aldiktan sonra otelimiz olan Jocs Boutique Hotele yerlestik. Hotelimiz sirin, temiz, Legian kumsalina ve Legian Street yani turist sokagina yakin bir yerdeydi.

Gezide yaptiklarimiza gelince, sadece Bali ve Endonezya kulturunu kesfetmekle sinirli kalmayip,
Bisikletle Batur Dagindan inme, Rafting, Batur Dagina tirmanis ve gun dogusu, scuba diving ve surf aktiveteleriyle dogayi kesfettik.

Hotel: Jocs Boutique Hotelini booking.com dan rezervasyon yaptik. Odalari temiz olup, klasik hotellerin sundugu hizmeti sunuyor, odalarda ayrica kasalar olup esyalarinizi saklayabilirsiniz.

Bisiklet turu: Balisobek.com ile gitmeden once rezervasyon yaptirdik. Tur hotelden bizi almalarindan sonra yaklasik 2 saatlik sureden sonra Pengotana varmasiyla baslayip, dagdan iniyorsunuz ve fazla pedal cevirmeden yorulmadan gezi bitiyor. Gezi boyunca Bambo ormanlarinin arasindan gecip, Pirinc teraslarinin buyusunu kaybolup, yol boyunca eski Bali tapinaklarini ve bali evlerini gezerek lokal kulturu ve yasayisi gozlemleyip turun sonunda geleneksel Bali yemegi ile bisiklet turu sonlaniyor.

Rafting ve Trekking: http://www.whitewaterraftingbali.com ile gitmeden once aktivitemizde yerimizi ayirdik. Saat 2am de, Hotelden bizleri alip Batur dagina yola ciktik. Yaklasik 2 saatlik yolculuktan sonra tirmanis icin rehberimizle bulustugumuz toplanma alanina geldik. Hava hala karanlikti, madencilerin alina takilan fenerler ile 2000 lerde patlayan Batur Yanardaginin kullerinin icinden tirmanisa basladik. Gunesin dogusunu izleyebilecegimiz ilk noktaya geldigimizde hava hafiften aydinlaniyordu. Maalesef bulutlarin uzerinden henuz degildik ve gunesin dogusunu izlemek mumkun degildi derken, yanimizdaki Anzakli arkadaslarin yaptigi gibi bizde baska bir tepede sansimizi denedik. Elimizde bira bardaginda cay ile tirmanisimizin ikinci kismina gectik. Vee dogru bir kararin vermis olmamin mutlulugu ile bir yanimizda aktif yanardagin muhtesem silueti esliginde gunesin dogusunu izledik.

Gunesin dogusunun keyfini cikarttiktan sonra rehberimizin bize yanardaginin cevresini gezdirmesiyle devam etti. Yol boyunca aktif yanardagin buharlarinin arasindan dar gecitlerden gecerken hos bir supriz bizi bekliyordu. Bali de gecirilen her anin dogayla ic ice oldugunu dusunursek dagin zirvesinde maymunlaro beslemek supriz sayilmazdi…

Trekking den sonra siradaki aktivimize yol aldik, akintilarla salsa yapma zamaniydi! Dansimiza pirinc teraslarini ile cevrelenmis, palmiye hurma ve hindistan cevizi agaclarinin arasindan basladi. Nehirde 3 tane selale olup, ilk 2 selaleyi gecerken guvenlik sebebiyle botunuzu birakip merdivenden gecmeniz gerekiyor, bunun maceradan eksik kaldiginiz duygusu ucuncu selaledeki serbest dusus ile son buluyor. Kesinlikle botu onunde olup serbest dususten sonra suyla carpismanizi oneririm. Nehir boyunca rehberiniz, cesitli selalelerin altindan, banbo agaclarinin basinizi siyiracak kadar altinizdan gecirip vucuttaki adrenalin ve macera ruhunu itina ile yasatiyor.
Ve tabii ki de, her raftingin sonunda oldugu gibi kasklarla su savasi sizi bekliyor. Yanimizdan gecen diger raftingcileri de bu eglenceden mahrum etmemek lazim!

Scuba diving: Bali ye gelmisken su altinin gizemli dunyasini kesfetmeden geri donmeden geri donmek olmazdi. Kisa bir arastirmadan sonra 2. Dunya savasi sirasinda Japonlar tarafindan batirilan, Tulambende sularin altinda yatan Amerikanin savas gemisinen dalmaya karar verdik. Dalis organizasyonunu Baliaqua.com ile yaptik. Teorik bilgiden sonra,Su altinin egzotik dunyasinda mercan kayaliklarini ve nefes kesici baliklarin keyfini cikarttik. Hicbir zaman aklima gelmezdi baliklarin muzu bu kadar cok sevecegini;))

Surfing: Filmlerde gorup, her zaman bir gun seni de deneyip basaracagimi dusundugum, denizi sadece icindeyken degil uzerindeyken de keyfini surmenin zamaniydi! 3 gunluk maceram ilk gununde okyanus kulturunu ogrenmeyle, dalgalari ve board u tanimayla basladi. Ilk dersimiz dalgayi yakalamak ve boardda ayaga kalkabilmekti, kolay gibi kulaga gelsede aslında oyle degildi. Dogru zamanda kulaclama baslayip dalganin hizini yakalayip, akinti seslerinin arasinda ayaga kalkma denemeleri 1-2-3 derken… evet sonunda ayaga kalkip dalgalarim keyfini surme zamaniydi.

Ikinci gunun konusu ise vucudu yelken gibi kullanip, board ile donusler zamanydi, ilk gune gore daha zorlu olsada, dalgayla dalga gecme zamaniydi, bir saga bir sola derken kucuk slalomlarla ikinci gunde bitmisti.

Ve buyuk gun gelmisti, 2 gunluk calismanin sonunda gercek surf yapanlarin yerindeydim. Amatorlugun maceraci ruhu ile okyanusta surfun keyfini surme zamaniydi. Riplerden gecerek dalgalari yakalamaydi o anin anlami. Dalgalar yuksek, akinti hizli, ruzgar sahile dogruydu, kelimelerin bittigi tutkunun dalgalarla bacheata yapmasiydi…

Yemek: Legian Street boyunca balik restaurantlarindan, kebapciya, hamburgerden, Makedon restaurantina genis bir yelpazeye mevcuttur. Tercihlerim arasinda, Makedon restauranti, kebap ve hindistan cevizi soslu tavuk oldu. Papaya, mango, kirmizi dragon, hindistan cevizi suyu ile taze tropikal meyve sulari olarak tercihim oldu.

Alisveris: Legian Street boyunca, hediyelik esyalar alabileceginiz magazalar var. Cogunda pazarlik yapmaniz gerekiyor. Kimi magazalar ise fix fiyat ile hem sizi kandirilma duygusundan kurtarirken hemde zaman kaybini onluyor. Pazarlik yaparken dikkate almaniz gereken bir konu ise, Bali halki guler yuzlu, iyi niyetli oldugundan dolayi musteriyi karsi sagduyulular, kimi zaman bu sevgi seli onlarin aldiklari urunu daha ucuza satmalarina yol acabiliyor. Bu yuzden dolayi alisveristen onlarinda para kazandigini goz ardi etmeyin pazarlik asamasinda. Ayrica, Kuta plajinin bitiminde, guzel bir alisveris merkezi bulunmaktadir, global brandleri uygun fiyata bulabilirsiniz.

Sanat evleri: Bali halki sanata duskundur, bircok sanat galerisini bulabilirsiniz. Sanat galerinde hazir olan tablolari alabileceginiz gibi , sizin isteklerinize gore yeni tablolarda yapabilmektedirler. Sanat galerinin cogu Ubud da yer almaktadir.

Gece Hayati: Bali, gece hayatinda cesitli secenekler sunmaktadir, tropikal adalarin klasigi olan Bob Marley yani Reggae muzigi yapilan yerler oldugu gibi, 6 katli ve her katta farkli tarz muzik yapilan gece mekanlariyla her kesime hitap etmektedir.

DIKKAT: Bali bircok acidan guzel bir tatil yeri olmasina ragmen maalesef bir konuda dikkat etmeniz gerekiyor, geceleri sokakta size cesitli tekliflerde bulunabilir, bunlara goz ardi edin, aksi taktirde buyuk olasilikla polisle uzun surecek muzakerelere baslayabilirsiniz.

Son soz: Bali ye ulasim uzun ve masrafli olmasina ragmen, adaya vardiginizla ilk nefesinizle birlikte ne kadar dogru bir karar verdiginizin farkina variyorsunuz. Bali sizin her turlu isteginize cevap verirken, butcenizi de yormuyor. Ayrica Bali balayi ve evlenmek icin guzel bir secim, tanik oldugum bir kac dugunden sonra “neden olmasin” diye dusundurtmedi degil! :))

October 22, 2012 Posted by | Yurtdışı | , , , , , , , , , | Leave a comment

Trabzon,Türkiye

Gençlik Kampındayım bu seferde Trabzon’da.  Belki Gençlik ateşi kaplamıştı her yerimi belki de lise çağımdaki gittiğim kamplardı beni buraya sürükleyen. Gerek Çanakkale olsun gerekse Çeşme’deki kamp olsun bana çok güzel arkadaşlıklar dostluklar, hobiler katmıştı. Belki bunlardan dolayı belki de hiç görmediğim bir yeri görmenin heyecanıydı beni Trabzon’a sürükleyen. Evet, gelmiştim Karadeniz’in deli fırtınasına. İl sınırına girmesiyle çehrem bir anda değişti. Her yerin bordo mavi olduğu, abartmıyorum kesinlikle her yer bordo maviydi çocuk parklarındaki salıncaklardan tutunda Tosbağanın rengine kadar her yer bordo maviydi. Şehir bu renkle kalkıp bu renkle yatıyordu. Bir den aklıma Barselona da geçirdiğim güzel günler belirdi. Tıpkı oradaki gibiydi her şey mimarisi tarihi insanı şehriyle ve takımıyla gurur duyuyordu.

Trabzon’u Tangent denen bir cadde tarafından ikiye ayrılıyor. Tangentın ismini matematik biliminden alıyor zamanında şehre teğet geçip giden bir caddeymiş ondan dolayı bu adı almış. Yanlış hatırlamıyorsam ismi UZUN Sokak olan bir sokağı var tıpkı İzmir’deki Kıbrıs Şehitleri veya İstanbul’daki İstiklal Caddesi gibi hareketli ve cıvıl cıvıl. Yanlara doğru açılan sokaklarda ise irili ufaklı Camiler bulunuyor. Cuma günlerinde bu sokakların öğle vaktinde kapalı olduğunu görebilirsiniz. Avni Aker Stadına doğru yürürken TOKİ’nin yaptırdığı güzel vadiyi görebilirsiniz. Gerçekten çok güzel bir park olmuş havuzları çardakları ile. Ramazan ayında burada çeşitli pazarlar çadırlar kurulup eğlenceler düzenleniyormuş. Avni Aker’e vardığımda ise hemen dikkatimi çeken stadın duvarlarında bulunan Trabzonspor’un tarihinde kazanmış olduğu kupalarla çekilmiş fotoğrafların bulunmasıydı. Trabzon ayrıca Yavuz Sultan Selim’in valilik yaptığı şehir olmasından dolayı tarihte ayrı bir öneme sahiptir.

Neyse kısa bir Trabzon tanıtımdan sonra gençlik kampıyla devam edelim. Avni Aker’in yanında olan spor salonun orda toplandıktan sonra kaydımızın teyit edilmesinden sonra minibüslere binerek Sultan Murat yaylasına doğru yola çıktık. Yol git git bitmiyordu. Sonunda Çaykara sapağından sapıp yayla yoluna girdik. Yaklaşık 2- 2,5 saatlik yolculuğun sonunda Gençlik Kampının yapılacağı yere gelmiştik. 2200 metre rakımdaydı kamp yerimiz. Kamp alanında 2 büyük çadır bunlardan biri eğlence çadırı diğeri ise yemek çadırı, yaklaşık 70-80 tane Kızılay Çadırı bulunmaktaydı. Ayrıca ambulans da bulunmaktaydı. Eşyalarımızı kamp ateşine yakın bir yere bıraktıktan sonra eğlence çadırına girdik ve kaydımızı tamamladık. Hangi çadırda kalacağımız belli olmuştu. Kampçıların birçoğu kendi arkadaş grubuyla gelmişti. Bizde kendi grubumuzla geldik. 5 kişiydik Recep, İrfan,  Çağlayan, Aydoğan ve bendik. Çadırlara yerleştirme tamamlandıktan geceyi beklemeye başladık. Ne de olsa ilk geceydi kurallar, etkinlikler liderlerin açıklanacağı geceydi. Kampın sorumları klasik konuşmalarını yapması ve de kamp alanının tanıtılmasıyla gece ilerliyordu. Ve artık takımlarımızın ve takım liderlerimizin belirlenmesi gelmişti sıraya. Bizim grubumuz Solaklı Deresi Yan Kampına bağlı bir takımdı.  Farklı illerden gelmiş farklı kültürlerin yetiştirdiği 17 kişi oluşturuyordu takımımızı. Liderimiz ise İBRAHİM AYAN’DI. Klasik tanışma faslından sonra kampın 2. Günü ne yapacağımız açıklanmasıyla herkes çadırının yolunu tuttu. Rotamızda Sümela Manastırı ve Trabzon gezisi vardı.

İkinci gün başlamıştı sabahın erken saatlerinde. İstikametimiz Sümela’ydı. Yolda söylenen şarkılar ve oyunlar ile takımımız iyice kaynaşmıştı. Fakat hala bir şey eksikti sanki. Bir adımız yoktu, uzun beyin fırtınaları vs tartışmalardan sonra Kaptan Şoförümüz Emrah Abi’den öneriler gelmeye başladı. Evet, hepimizin istediği bir noktaya dokunmuştu. Daha önce duyulmamış. Yerele hitap eden kelimeleri kulağımıza fısıldamaya başladı. Birde PAPAGUDİ dedi, bizde sorduk nedir bu diye. Patlamış mısır dedi. Aynen bizleri anlatıyordu, Türkiye’nin farklı bölgelerinden farklı illerinden kalkmış gelmiş kabuğu kırmış efe mi efe güzel mi güzel bizleri anlatıyordu. Hemen benimsedik ve üzerine birde sloganı geldi peşinden.

Alalım Papagudi,

Gidelim yiyelum,

Göze gelir sevdamuz,

Kimseye demeyelum…

 Ve sloganımız bulunduktan sonra arka beşlinin muhteşem bestesiyle bir şarkımız olmuştu.

Şarkılar, türküler, horonlar, oyunlar eşliğinde gelmiştik Sümela’ya. Doğa ile insanın mücadelesiydi adeta. Ne kadar zorlukla yapılmış bir yapıydı. Savaşlar(1 Dünya Savaşında Ruslar çekilirken bombalamıştır. ) görmüştü,  ama hala da dimdik ayakta duruyordu.  Sümela Manastırının M.S 3. Yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.  Hikâyesi ise Atina da yaşayan iki kişinin aynı rüyayı görüp, rüyalarında, Hz. İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem’in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela’nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon’a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır. Sümela manastırında bulunan fresklerde bu konuya bol bol değinilmektedir. Trabzon’a giderseniz mutlaka görmeniz gereken bir yapıdır. Ayrıca eşsiz manzarası ile çok güzel doğa resimleri çekebilirsiniz.

Sümela Manastırını gezdikten sonra Trabzon’a doğru yol alıyoruz yeşilliklerin arasından. Trabzon meydanına geldik ve 3 saatimiz vardı gezmek için.  Yaylada hava serin ve bol bol çişe yağıyordu, kimi zaman ise yağmurluydu. Ondan dolayı ayağımıza balıkçıların giymiş olduğu sarı çizmelerden almak lazımdı. Hemen yola koyulduk Papagudi takımı ile sarı çizmeler arıyorduk. Önce ayakkabıcılar çarşısına girdik cümbür cemaat sonra oranın aradığımız yer olmadığını söyledi esnaf ahali. Sonunda bulmuştuk sarı çizmeleri ama sarı değildi! Olsun yine de aldık çizmelerimizi.

Ve sıra şimdi Trabzon’u keşfetmeliydik. Yerel yemekler için kuymak, Trabzon pidesi ve de Akçaabat Köftesi yiyebilirsiniz. Kuymak mısır unu, tereyağı ile kaşarın güzel karışımından oluşan enfes tadı olan bir yemektir. Trabzon pidesi ise birazcık yağlı olup kimilerine göre ise Trabzon ekmeğinin içine kıymanın konulduğu birazcık ağır bir pide olup Uzun Sokak’ın girişindeki Çardak Restaurant’ta yenilebilir,  son olarak ise Akçaabat köftesi ise Akçaabat yenmesi gereken güzel bir yemektir.

Merkezden biraz yukarı çıktığınızda ise Atatürk Köşkünü ziyaret etmelisiniz. Gerçekten muazzam bir mimari olup eşsiz Trabzon manzarası ile sizleri başka diyarlara götürmektedir. Ayrıca Köşkün tarihine gelirsek Rus, Konstantin Kabayanidis, tarafından 1903’te yaptırılmış olup, Birinci Dünya savaşı sırasında Rus ordu karargâhı olarak kullanılmıştır. Atatürk toplamda 3 kere ziyaret etmiştir. İlk ikisinde yatılı kalmamış, yalnız 3. Seferinde ise burada kalıp vasiyetinin bir kısmını burada yazmıştır. Ayrıca mimari açıdan inceleyecek olursak yapıyı; bina içerisinde Türkiye’deki ilk kalorifer sisteminin bu binada olduğunu ayrıca duvarların içindeki yollar ile binanın şömine sistemi ile de ısıtılabileceğin ve de balkondan akan suların sarnıçta toplanıp depoda toplandığını ve gerekli olduğunda evin su ihtiyacını bu sayede karşılanabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

Kampın 3. Gününe geldiğimizde ise yolumuzun Trabzon’un incisi olan ve takvimlere kartpostallara fotoğrafları basılan şirin beldesine gidiyoruz. Evet, orası Uzungöl, eşsiz tabiatı, akan gürül gürül şelalesi, gölünde tutulan balıkların yanı sıra alabalık çiftliklerinde bulunduğu yerdir Uzungöl. Uzungöl’ün cami tarafına değil de dağ olan tarafına doğru gidilmesiyle otobüs yolculuğumuz sonlandı. Aslında bu Uzungöl macerasının başlangıcıydı. Hemen set göllerinde ve şelalelerinde PAPAGUDİ olarak çekilen fotoğraf, kumanyanın dağıtılması ve yenilmesinden sonra göl tarafına doğru yürüyerek başlanılan yürüyüş kimi zaman ben ve Aydoğan için bir jogging maratonuna dönüşmüştü efsanevi Rocky şarkısıydı. Daha sonra birkaç bisiklet kiralama yerinde yapılan incelemeler sonucunda bisiklet kiralanır ve dağ tarafına doğru olan bisiklet maceramız başladı, aşmakla bitmiyordu set göller ve şelaleler, sonunda pes edip geri döndük. Yolda yerel bal satıcılarına rastladık ve ballarını tadıp yolumuza devam ettik. Uzungöl’ün etrafında atılan bisiklet turundan sonra bisikletleri geri iade edip yaya olarak yolumuza devam ettik. Dikkatimizi çeken başka bir husus da çok fazla sayıda Arabistan’dan gelen turistlerin olduğu ve onların bindiği Amerikan Jeepleridir. Bunlara çekilen otostoplarda çok fazla başarı elde edemedikten sonra bizi alan Karadeniz gençleri ile bisikletle gidemediğimiz yerlere gitmeye başlıyoruz, akan suyun merkezine gitmek istiyoruz ama yol git git bitmiyor, dere boyunca kurulan çadırlar ve mangal sofralarını görüyoruz, ama amacımıza ulaşamadan geri dönüyoruz başka bir araba ile. Bu arada Uzungöl’de Keşan alabileceğiniz çok fazla sayıda hediyelik eşya satan dükkânlar bulunmaktadır. Ayrıca meşhur Sürmene bıçaklarını da bulabilirsiniz. Gölün kenarına oturup yemek yiyebileceğiniz gibi çay bahçelerinde oturup alkolsüz içeceklerde içebilirsiniz.

Kampın 4. Gününde ise kampta kalma sırası bizdeydi. Mıntıka temizliği ile başlayan gün daha sonrasında oryantiring ve paintball bilgilendirmesi ile devam etti. Kampta kalanlar kendi arasında ikiye ayrıldı ve bir kısmı paintball a giderken diğer kısmı ise oryantiring e geçti. Bizim grubumuz oryantiring ile güne başladı. Oryantiring aslında hazine avına benziyor bir bakıma. Tek tek oynandığı gibi takım halinde de oynanabiliyor. Biz takım halinde oynadık.3 kişiydik takımda ve hepimize aynı haritayı verdiler. Bizde hedefleri paylaşarak bir bir hedeflere doğru yol aldık, herkesin ayrı hedefi olduğu gibi birde takım halinde gitmemiz gereken hedeflerde vardı, bunları tamamladıktan sonra bitiş çizgisine gelerek oyunu bitirmiş olduk.

Oryantiring i başarı ile bitirdikten sonra sıra paintball’a gelmişti. İlk defa oynayacaktım ve saha gözüme ilk başta basit yani kolay ölürüm gibi geldi, ama havanın sisli yani bulutların üzerimizden geçtiğini düşündüğümüzde oyun aslında daha zor oldu, göz gözü görmüyordu. Kimin bayrağı alıp kimin vurulduğunu anlamak gerçekten zordu. Yaklaşık 30 dakika suren çetin ,boyalı topların ardı ardına yerde ve siperlerde patladı ama sonunda amacımıza ulaşıp bayrağı kendi kalemize getirerek oyunu kazanmış olduk.

Yapay duvar tırmanışı ve ip parkurunu ise hava muhalefeti yüzünden yapamadık…

Kampın 5. Günü gelmişti çoktan yarısını devirmiştik. Sırada kaya inişi vardı Rize’nin Kalkandere beldesinde, hayret verici çay tarlalarının içinden şelalenin yanından yapılan bir kaya inişindeydi sıra. Sabahın erken saatinde kalkınmasıyla birlikte heyecan artmıştı, yolda söylenen türküler, şarkılar oyunlarla bir anda geldik kaya inişi yapacağımız yere. Ufak bir yürüyüşten sonra çay tarlasının içinden geçip kaya inişi yapılacak yere geldik. Herkes sırayla bir bir aşağıya doğru iniyordu 60 metreden başarılı olarak. Ve sıra bana gelmişti en son inmeyi istemiştim, ama en son inemeyen oldum. Gerçekten güvenli olduğunu söylediler ve cidden de güvenliydi ama kendimin çok inandığım bir ilkem vardı. Kendimin inandığını yapardım ve yine kendimi dinledim ve de inanmadığım bir şeyi yapmadım. Aslında yapamadım.

Ve sonunda beklediğim gün(6.gün) gelmişti, hayatta en çok yapmayı istediğim ve de suyun içinde dans edebilecektim. Evet, ismi sizinde aklınıza gelmiştir, RAFTİNG! Zamanıydı artık. Su ile dans edecektik İkizdere’de. Sırayla her grup ayrıldı ve bize geldi sıra. Yağmur ufaktan çiselemeye başlamıştı. Nehir de tam kıvamındaydı coşkulu bir şekilde akıyordu. Azgın sularla dans ederken kimi zaman bota yatarak kayaların ve çalıların üzerimizden geçmesiyle parkurda ilerliyorduk, derken botun kıçının burnu ile yer değiştirmesiyle ön taraf arka, arka ise ön olmuş şekilde yol alıyordu. Sonra kendimizi düzeltip parkurun keyfini çıkarta çıkarta parkurun sonuna geldik ve amansız bir su savaşı başladı aramızda. Daha sonra gelen diğer raftingcilere de hoş geldin temalı bir su savaşı başlatarak günümüzün yorgunluğunu attık.

Kampın son iki gününe giriyorduk artık gitme vakti geliyordu yavaştan. 7. Gün kampta kalmıştık başka bir grupla birlikte. Yine mıntıkayla başlayan günümüz her gün yapılan akşam eğlencesi ile devam etmiştik.

Ve son gününde ise biraz daha hüzünlü bir ortam vardı. Ne de olsa son gündü. Belki de son kez bir araya geliyorduk PAPAGUDİ olarak. Onun burukluğu içimizdeydi. Havanın da serin olmasıyla beraber gün daha da berbat bir hal almıştı. O kadar alışmıştık birbirimize şimdi ayrılmak çok zor oluyordu. Bu 8 günde tam bir aile olmuştuk, hüznü de sevinci de paylaşmıştık. Nerden gelmişti bu ayrılık faslı.

Kampın 9. Gününde sabahında yapılan kahvaltıdan sonra kampetlerın uyku tulumlarının battaniyelerinin toplanmasından sonra artık veda vakti gelmişti lidere. Son sözler ve fotoğraflardan sonra eşsiz tabiatı geride bırakıp monoton tek düze hayata başlayan yolculuğumuz başlıyordu. PAPAGUDİ ile olan son otobüs yolculuğumuzdu maalesef. Ve gene gelmiştik. Trabzon merkeze inmekle birlikte PAPAGUDİlerin birkaçının memlekete doğru yola çıkması bir oldu. Daha sonra geri kalan ile buluşup Forum Trabzon’u gezip son gece kalacağımız yer olan D.S.İ ye doğru yola çıktık. (Cansu’ya, Ahmet’e ve Deniz’e teşekkürler) Ve uzun zaman sonra D.S.İ den içeriye adımı atmıştım. Güzel günlerim geçmişti bir basketbol oynayan olarak kulüpte. Fakat bu sefer farklı amaçla gidiyordum. Neyse hep beraber sahile indik ve darbuka eşliğinde söylenen şarkılarla eğlenip son gecemizi böyle geçirdik hep beraber….

Ve artık Trabzon defteri kapanıyor. Çok teşekkür ederim herkese. Sizleri hiçbir zaman unutmayacağım… Görüşmek üzere… 

Seyahat Tarihi: 2 Ağustos – 11 Ağustos 2009

 

 

August 19, 2009 Posted by | Yurtiçi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 6 Comments

Batum, Gürcistan

Evet, bir yurtdışı gezisi daha ama bu sefer plansız hazırlıksız ve akılda olmadan bir anda türeyen bir düşüncenin sonuncunda gerçekleşti. Her şey Recep ELMAS’IN Gürcistan’a nüfus cüzdanı ile günü birlik gidiliyormuş! Demesiyle ortaya çıktı. Peşinden gelen; çeşitli şoförler ile Batum kaç saat çeker? Nasıl gidilir? Otostopla gidilir mi? Pasaportun geçerlilik süresi ne kadar olmalı?  Nerede kalınır? Neresi gezilir? Ne yapılır? Ve kiminle gidilir soruların aklımda belirlenmesi ile bu yolun ilk adımını atmış oldum.

İlk akılda oluşan sorular yapılacak gezinin maliyetiyle alakalıydı. Ne de olsa hazırlıksız yakalanmıştım. Ama gezinin Trabzon doğa kampından sonra olacak olması kesinlikle bir artı değer katıyordu. Neden derseniz öğrenim kredileri hesaba yatmış olacaktı ve de gezinin bir kısmı belki de hepsinin buradan tedarik etmek demek oluyordu.

 Para sorunu ortadan kalkınca şimdi ülkeler düzeyinde bürokratik sorunlar gibi konularla zihnimi karışmıştı. Gürcistan daha 1 sene önce Rusya ile savaş vermişti. Acaba tekrarlanabilir miydi? Gidersem ileride Rusya’dan veya Diğer ülkelerden vize alamama gibi konular söz konusu olabilir miydi? Acaba nüfus cüzdanı ile girmek mümkün müydü? İnternet ten uzak bir ortamda bu soruların yanıtı nasıl bulunabilirdi? Tabi ki bulunurdu. Her şey internet değildi tabii ki de günümüzde hala eski dostların olduğunu bilmek bile içimi ısıttı. Hemen Yunus Emre ALACA’YI aradım ve aklımdaki soruların hepsini ona sordum ve de benim yerime gerekli araştırmaları ve görüşmeleri yaptı.

Öncelikli problem vize idi. Gürcistan konsolosluğu ile görüştükten sonra 90 güne kadar vizeden muaf olunduğunu ve de pasaport ile giriş yapılacağını söyledi. Ayrıca nüfus cüzdanı ile girmek içinde görüşmelerin sürdüğünü söyledi. Bakalım belki KKTC den sonra Gürcistan’a da nüfus cüzdanı gireriz… Daha sonra Dışişleri ile ileride yaşanabilecek problemlere karsı bir görüşmede bulunuldu. Pasaportta Gürcistan giriş çıkışı bulunması Rusya’dan alınması muhtemel vizeler için şu ana kadar problem çıkartmamış.

İçim bu konuda rahatladıktan sonra artık hangi firma ile gidilir kaçta gidilir nerede kalınır ne yapılır kalmıştı. Yunus ile telefon konuşmalarından sonra gezilecek yerler ve kalacak yer konusunda sorunlar da aşılmaya başlanılmıştı.  Hostel bulunmaması kötüydü mecbur otele yüklü miktarda para bırakmak anlamına geliniyordu maalesef. Onun için tek yapılan çalışma ise sağdan soldan otel fiyatlarının sorulmasıydı. 

Batum’a gitmek için 2 seçenek vardı. Birincisi Trabzon’a otogarına gidilip firmalara sorulup kaçta kalkacağı ve de ne kadar götürüleceğiniz, diğeri ise otostop çekmek uygun mu? Bölgeyi bilmediğimden ilkini tercih ettim ve de otogardanMetro,  Ulusoy gibi firmalardan saatleri öğrendim.

Ve de ertesi gün için kendimi hazırladım. Ve gitme günü gelmişti. Unutmadan şöyleyim Gürcistan’ın para birimi LARİbizim LİRA ile hemen hemen denk. Gitmeden önce LARİ almak veya Dolar veya Euro almak mantıklı dururkenLİRA bile götürülebilir. Ama ben tercihimi Dolardan kullandım.

Ertesi gün olmuştu ve otogara DSI’nin misafirhanesinden ayrılıp otostopla geldim. Fakat ters olan bir şey vardı otogarda. Dun verilen otobüs saatleri değişmişti. Kahretsin ne yapacaktım şimdi derken aklıma ikinci seçenek geldi otostop mu çeksem dedim? Tam o düşünceler içindeyken yanımda değnekçi bitti ve neresi dedi? Batum diyince gel hele bir dedi ve yazıhaneye götürdü. Arabanın 10 da geleceğini söyledi. Bende kredi kartı ile ödeyeceğimi söyleyince bekle dediler ve anlamsızca 20 dakika bekledim. Nedense Kredi kartına uzak duruyordu Karadeniz insanları…  Bu sırada kabul ettiler ve Golden Turizm ile yola devam ettim. Bu sırada Prenseskalenin de Batum’a götürdüğünü öğrendim. Fiyatları ise 15-30 arasında kafalarına göre değişim gösteriyordu. Ne koparabilirsem düşüncesi yaygındı. Kesinlikle pazarlık yapmakta ve nakit para ile gitmekte fayda var.  Eğer Golden Turizm ile gidilecekse kesinlikle bir 15-30 dakikalık bir rötar sizi bekliyor. Arabalar İstanbul’dan geldiği için gecikmeler yaşanılıyor.  Otogarın dışından binilmesi ile Batum yoluna çıktım. Yolun 2,5 saat olduğunu söyleyeceklerdir yalnız siz onlara kulak asmayın Sarp sınır kapısına varana kadar birçok yerde anlamsızca molalar verildiğinden Sarp Sınır kapısına kadar 3,5 – 4 saat buluyor.

Daha sonra yurtdışı çıkış pulunun 15 TL karşılığında alınmasıyla birlikte sınırda pasaport ta girişi çıkış duty free gibi zorunlu veya zorunlu olmayan işlerin halledilmesinden sonra kendinizi BATUMi de yani Batum da buluyorsunuz, bir anda değişen bir hayat gibi. Hemen solunuzda bulunan BeachClublarda dans edip güneşlenen insanlar mı var desem yoksa Jet ski ile boğuşanlar var! Eğer Batum’a gidecekseniz ve de sınırda çok araba varsa sızın otobüsünüzü beklemenize gerek yoktur. Oradan kalkan Ford Transit dolmuşlar ile Batum’a varabilirsiniz 1 LARİ karşılığında ya da belediye otobüslerine binebilirsiniz ya da ben kalabalık çekemem derseniz taksi ile güzel bir pazarlıktan sonra kendinizi Batum’a atabilirsiniz. Unutmadan para ödemek istemiyorsanız otostop da yaygın olduğunu söyleyebilirim.  

Yolda giderken Türkiye deki hattınız belli bir süre çekmektedir. Kapsama alanımız bayağı geniş olduğunu orda anlamış oldum =) Batum’a giderken sağda hemen bir heykel belirir ve üzerinde yanlış okumadıysam iki yolunda kesiştiği bir coğrafyadan geçtiğiniz söylüyordu.  Birkaç km daha gidildiğinde Apsaros kalesi yine sağınızda kalmaktadır. Surlarla çevrilidir ve içine girdiğinizde çok değişik bir ortam sizi bekler. Üzüm bağından mısır tarlasına lahana bahçesinden kivi ağacına kadar birkaç çeşit sebze ve meyveler kalenin içinde sizi karşılar. Bunların yanında iki farklı grupta arkeolojik çalışmalarda bulunuyorlardı. Bir tanesi askerin yataklarının bulunduğu yerin kazılarını yapıyordu. Diğeri ise yine askerlerin bulunduğu ve burada gün içindeki aktivitelerin yapıldığı yeri gün yüzüne çıkartmak için çalışıyorlardı. Kalenin içindeki insanlar çok cana yakındır hele ki Almancanız varsa bütün Gürcistan tarihini öğrenebilirsiniz. Ayrıca Gürcistan dünyada ilk Hıristiyanlığı kabul eden devlettir.  Ve bu kalenin için 12 havariden biri olan Aziz Matthias in mezarı bulunmaktadır. Kale söylenene göre 1. Asırda yapılmıştır.

Kaleyi gezdikten sonra kendimi merkeze atmakta fayda var. Çünkü hala kalacak yerim yoktu. Hemen de çözmek istiyordum ama nereye gideceğimi bilmiyordum. Hemen gözüme Türk lokantası belirdi, attım kendimi içeriye ve kalınacak yer hakkında yardım istedim. Onlarda hemen üst tarafında yani Katedralin üstünde Hotel Beso ile Hotel Artvin olduğunu söylediler. Hangisi diye sorduğumda ise Hotel Beso daha iyidir dediler. Öncelikle Artvin’e bakayım dedim hem fiyatlar hakkında bilgim olur hem de belki kıyak geçerler dedim. Ama demez olaymışım içindeki Bayan Gürcistanlı çıktı ve nedense kendisini Manukyana benzettim davranışlarından. Sezgilerim güçlüymüş ki bayan; 1 saat mi kalmak istiyorsun dedi bende hayır bir gün derken içerden bir adamı çıkarken gördüm ve kalınmaması gereken bir yer olarak işaretledim. Hemen yanında Hotel Beso ya geçtiğimde çok nazik bir Gürcü karşıladı kapıda ve nereden geldiğimi sordu ve Türk olduğumu öğrenince Türkçe konuşmaya başladı. Oteli ufak bir tanıttıktan sonra(Odayı gezdirdikten sonra) odanın fiyatını öğrenmeye geldi. Gecelik 40 LARİ dediler ve bu da yaz sezonu için güzel bir fiyat olduğunu biliyordum kısa süre kalmalar için. Ufak pazarlıktan sonra 2 gecelik kalma paramda indirim yaptırmayı başardım. 10 Larilik indirim benim akşama yemeğimi karşılayacaktı.

Eşyaları koyduktan sonra fotoğraf makinemi kaptığım gibi sokaklara attım kendimi. İlk durağım Batum Katedralioldu. Böyle anlı şanlı büyük bir katedral değildi. Klasik orta boyda bir katedraldi. Muhtemelen Katolik kilisesi olduğunu düşünüyorum.  Katolik kilisesinin yanında yoluma devam ederken bir de ne göreyim bu sefer harbiden Manukyanların olduğu pembe evlerin bulunduğu bir sokaktaydım ve bu kilisenin hemen yanındaki sokaktı. Fazla bir münasebet yaşamadan hemen yoluma devam edip şehrin en uzun yapısına doğru yol aldım. Bu bina Sheraton dır. Batum’a çok büyük bir Sheraton oteli inşa ediyorlardı. Ona doğru giderken eski Postane binasını geçtim. Ve ufak bir meydana geldim. Bu meydanda Avrupa birliğinin kurmuş olduğu mahkeme salonları ve de Ajara Eyaletini hükümet binasıbulunurken, Şehrin sineması ve de Gürcistan’ın sembolü olan altın postlu koçu tutan insan figürü gökyüzünde belirginleşmişti.

Gelelim bu heykelin anlamına; her ülkenin kuruluşunda belli efsaneler destanlar olduğu gibi Gürcistan’ında bir destanı vardı. O da bu heykeldi. Altın postlu koçu heykeli gücü sonsuzluğu egemenliği dünya liderliğini sembolize ediyordu. Ve kim bu koçu alt edecek olursa onlar dünyayı yöneteceklerdi. Belki de Dünyamızda ABD ile Rusya bu koçu alt etmek için Gürcistan’a yatırım yapıyordur kimbilir.

O meydanda sağımıza solumuza döndüğümüz zaman her tarafın restore edildiğini ve orijinal Gürcü mimarisini koruması için uğraşıldığı anlaşılmaktadır. Bu restorasyonun mali gideri ise Avrupa Birliği Fonların karşılandığını halk söylemektedir.

Denize doğru devam edersek bu meydanın sağından kendimizi çeşmelerin havuzların bulunduğu muazzam bir gösteride bulacaksınız. Çeşmelerin ve havuzların bulunduğu meydanı çevreleyen taş sütunların üzerinde müzisyen figürleri havanın gece olmasıyla değişen renkleri ile sanki meydanda çalınan şarkıların onlar tarafından çaldığı izlenimini vermektedir. Ve de çalınan şarkılardı ritme göre havuzdaki fıskiyelerden yükselen suyun yüksekliği ve de kaleografisi değişmektedir. Akşam olunca o meydanı izlemek ayrı bir keyif katıyor neşenize.

Hemen meydanın solunda ise eski zamanlarda Bizansların yaptığı antik tiyatrodan kalan sütunların arasından geçip sahile yani Bulvar atıveriyorum kendimi. Sağa doğru gidersek kendimizi Batum limanında buluruz. Limanın önemi ise doğal bir liman olması ve Karadeniz ticaretinde önemli bir rol oynamasıdır. Limanın hemen arkasında Rusların Ortodoks Kilisesi bulunmaktadır. Sağ tarafımızda ise 1800 yıllarda yaptırılmış olan Orta Cami bulunmaktadır.   Biraz daha ilerleyince Dikilitaş önümüzde bitir veririz. Anlamı ise 1941 ile 1945 yılı arasında Hitler hareketine karşı Gürcistan’ı savunurken verilen mücadeleyi anlatıverir.

Antik tiyatro kalıntılarından sola doğru gidersek ise eşsiz Karadeniz sahillerinin keyfini çıkartabiliriz. Deniz tarafında bulunan eğlence merkezleri ile beachclub diğer tarafımızda bulunan parkların keyfini sürerken yapılan inşaatların bizi bu şehrin on yıl içinde belki de Karadeniz’in Dubai’si olacağı düşünü birlikte getirmektedir.

Yolun sonunda ise yeni yapılan kocaman rezidansları görüp devamında ise dans eden çeşmeleri görebilirsiniz. Eğer dikkatli bakarsanız bu çeşmelerden akan suların oluşturduğu sekilerle anlam verebilirsiniz. Kimisi dans eden bayana kimi havlayan bir köpeğe benzerler… Devam ettiğinizde karşınıza yapay bir göl çıkar ve bu gölün içinde ufak ev maketleri vardır. Bu ev maketleri tarihten günümüze olan Gürcistan evlerini sembolize ediyor.

İkinci günde ise hedefimde botanik bahçe, akvaryum, milli park, dolpinarium ve yerel yemek olanhaçapuri  var. Sabah erken kalkıp minibüs ile botanik bahçenin yolunu tuttum. Yol birazcık uzundu yaklaşık 8-10 km merkezden uzak bulunuyor. Bu yol üzerinde Batum’un limanını ve de çevresini görme imkânınız oluyor. Yolda giderken ilgimi çeken bir bina oldu ve bu bina bir Satranç Klubü binasıydı. Daha sonra plajları ve mavinin yeşille karışımında ilerleyerek botanik bahçemize geldik. Hemen dikkatime takılan bir telesiyej oluyor. Ama uzun zamandır kullanılmadığı aşikârdı. Oturakları kırılmış, demirleri paslanmıştı.  Daha sonra botanik bahçeye giriş yaptığımdan sonra hemen bir harita olan broşürü satın alıp doğayı keşfetmeye başlıyorum. Bahçe de çok büyük ama gözünüz korkmasın güzel yönlendirme yapmışlar sadece nereleri göreceğinizi belirleyin ve de doğanın keyfini çıkartın kuşların muhteşem sesi eşliğinde.  Dünyanın çoğu kıtasından getirilmiş çiçekler ağaçlarla donatılmış bir tabiata kendinizi bırakın ve dertlerinizi tasanızı bıraktığınızı anlayacaksınız. 

Bahçeyi gezdikten sonra sırada akvaryumdolpinarium ve milli park var. Bunların hepsi aynı yerdedir. Milli parkın içinde dolpinarium(bazı mevsimlerde açık ), akvaryum(15 e yakın orta boyda akvaryum ve 1 adet büyük havuzun içinde birçok deniz canlısını görebilirsiniz), lunapark (eğlenebileceğiniz bir yer kesinlikle ufak ama eğlenceli) ve de hayvanat bahçesi bulunmaktadır.

Bu kadar gezdikten sonra aklınıza ilk gelen şey ne zaman yerel tatların keyfine bakacağız olmuştur eminim. Haçapuri Gürcülerin pidesi gibi diyebiliriz. Kapalı pidenin içinde Gürcistan’a öz peyniri ile tadına doyulmuyor. Binaların zemin katında bulabileceğiniz gibi(1 Lari) restaurantlarda da bulabilirsiniz(5 Lari). Ayrıca şarapları ve votkaları da deneyebilirsiniz. Yabancı alkoller Türkiye’den geldiği için fiyatları Türkiye’den daha pahalıdır.

Ayrıca sokaktaki marketlerde envai çeşit Türk markalı abur cubur bulabilirsiniz. Yalnız oraya gitmeden yanınıza bir rehber kitap almakta fayda var. Çünkü Batum’da onu tedarik edebileceğiniz dükkânlar çok kısıtlıdır. Hediyelik eşyaiçinse Bulvardaki seyyar satıcılardan veya akvaryumun girişindeki marketten hediyelik eşya alabilirsiniz.

Dönüş için birkaç ufak uyarı ve öneride bulunayım. Duty free den alışveriş yapmak için en az 3 gün ülkede bulunmanız gerekmektedir yoksa alışveriş yapamıyorsun. Pasaport işlemlerini yani çıkış işlemlerini bitirdikten sonra Sarp sınır kapısının orda bulunan taksi ile dolmuşlara binmemenizi tavsiye ederim. İleride bulunan Türkiye ‘ye hoş geldiniz barkovizyonun orda otostop çekerek Hopa’ya gitmenizi öneririm.  Buradan gece taşıtların çoğu Hopa ya gitmektedir ve Hopa’dan istediğiniz yere araba bulabileceğiniz bir yerdir.  

Umarım benim gibi güzel bir Batum gezisi geçirirsiniz. Yanınıza Türkçeden Gürcüce ye sözlük olursa yardımı çok olur. İngilizcenin işlemediği bir şehirdir maalesef. Uzun süre kalacaksanız ev kiralamanız daha uygun olacaktır.

Seyahat Tarihi: 12-14 Ağustos 2009

August 16, 2009 Posted by | Yurtdışı | , , , , , , , , , , , | 11 Comments