Seyir Defteri

Trabzon,Türkiye


Gençlik Kampındayım bu seferde Trabzon’da.  Belki Gençlik ateşi kaplamıştı her yerimi belki de lise çağımdaki gittiğim kamplardı beni buraya sürükleyen. Gerek Çanakkale olsun gerekse Çeşme’deki kamp olsun bana çok güzel arkadaşlıklar dostluklar, hobiler katmıştı. Belki bunlardan dolayı belki de hiç görmediğim bir yeri görmenin heyecanıydı beni Trabzon’a sürükleyen. Evet, gelmiştim Karadeniz’in deli fırtınasına. İl sınırına girmesiyle çehrem bir anda değişti. Her yerin bordo mavi olduğu, abartmıyorum kesinlikle her yer bordo maviydi çocuk parklarındaki salıncaklardan tutunda Tosbağanın rengine kadar her yer bordo maviydi. Şehir bu renkle kalkıp bu renkle yatıyordu. Bir den aklıma Barselona da geçirdiğim güzel günler belirdi. Tıpkı oradaki gibiydi her şey mimarisi tarihi insanı şehriyle ve takımıyla gurur duyuyordu.

Trabzon’u Tangent denen bir cadde tarafından ikiye ayrılıyor. Tangentın ismini matematik biliminden alıyor zamanında şehre teğet geçip giden bir caddeymiş ondan dolayı bu adı almış. Yanlış hatırlamıyorsam ismi UZUN Sokak olan bir sokağı var tıpkı İzmir’deki Kıbrıs Şehitleri veya İstanbul’daki İstiklal Caddesi gibi hareketli ve cıvıl cıvıl. Yanlara doğru açılan sokaklarda ise irili ufaklı Camiler bulunuyor. Cuma günlerinde bu sokakların öğle vaktinde kapalı olduğunu görebilirsiniz. Avni Aker Stadına doğru yürürken TOKİ’nin yaptırdığı güzel vadiyi görebilirsiniz. Gerçekten çok güzel bir park olmuş havuzları çardakları ile. Ramazan ayında burada çeşitli pazarlar çadırlar kurulup eğlenceler düzenleniyormuş. Avni Aker’e vardığımda ise hemen dikkatimi çeken stadın duvarlarında bulunan Trabzonspor’un tarihinde kazanmış olduğu kupalarla çekilmiş fotoğrafların bulunmasıydı. Trabzon ayrıca Yavuz Sultan Selim’in valilik yaptığı şehir olmasından dolayı tarihte ayrı bir öneme sahiptir.

Neyse kısa bir Trabzon tanıtımdan sonra gençlik kampıyla devam edelim. Avni Aker’in yanında olan spor salonun orda toplandıktan sonra kaydımızın teyit edilmesinden sonra minibüslere binerek Sultan Murat yaylasına doğru yola çıktık. Yol git git bitmiyordu. Sonunda Çaykara sapağından sapıp yayla yoluna girdik. Yaklaşık 2- 2,5 saatlik yolculuğun sonunda Gençlik Kampının yapılacağı yere gelmiştik. 2200 metre rakımdaydı kamp yerimiz. Kamp alanında 2 büyük çadır bunlardan biri eğlence çadırı diğeri ise yemek çadırı, yaklaşık 70-80 tane Kızılay Çadırı bulunmaktaydı. Ayrıca ambulans da bulunmaktaydı. Eşyalarımızı kamp ateşine yakın bir yere bıraktıktan sonra eğlence çadırına girdik ve kaydımızı tamamladık. Hangi çadırda kalacağımız belli olmuştu. Kampçıların birçoğu kendi arkadaş grubuyla gelmişti. Bizde kendi grubumuzla geldik. 5 kişiydik Recep, İrfan,  Çağlayan, Aydoğan ve bendik. Çadırlara yerleştirme tamamlandıktan geceyi beklemeye başladık. Ne de olsa ilk geceydi kurallar, etkinlikler liderlerin açıklanacağı geceydi. Kampın sorumları klasik konuşmalarını yapması ve de kamp alanının tanıtılmasıyla gece ilerliyordu. Ve artık takımlarımızın ve takım liderlerimizin belirlenmesi gelmişti sıraya. Bizim grubumuz Solaklı Deresi Yan Kampına bağlı bir takımdı.  Farklı illerden gelmiş farklı kültürlerin yetiştirdiği 17 kişi oluşturuyordu takımımızı. Liderimiz ise İBRAHİM AYAN’DI. Klasik tanışma faslından sonra kampın 2. Günü ne yapacağımız açıklanmasıyla herkes çadırının yolunu tuttu. Rotamızda Sümela Manastırı ve Trabzon gezisi vardı.

İkinci gün başlamıştı sabahın erken saatlerinde. İstikametimiz Sümela’ydı. Yolda söylenen şarkılar ve oyunlar ile takımımız iyice kaynaşmıştı. Fakat hala bir şey eksikti sanki. Bir adımız yoktu, uzun beyin fırtınaları vs tartışmalardan sonra Kaptan Şoförümüz Emrah Abi’den öneriler gelmeye başladı. Evet, hepimizin istediği bir noktaya dokunmuştu. Daha önce duyulmamış. Yerele hitap eden kelimeleri kulağımıza fısıldamaya başladı. Birde PAPAGUDİ dedi, bizde sorduk nedir bu diye. Patlamış mısır dedi. Aynen bizleri anlatıyordu, Türkiye’nin farklı bölgelerinden farklı illerinden kalkmış gelmiş kabuğu kırmış efe mi efe güzel mi güzel bizleri anlatıyordu. Hemen benimsedik ve üzerine birde sloganı geldi peşinden.

Alalım Papagudi,

Gidelim yiyelum,

Göze gelir sevdamuz,

Kimseye demeyelum…

 Ve sloganımız bulunduktan sonra arka beşlinin muhteşem bestesiyle bir şarkımız olmuştu.

Şarkılar, türküler, horonlar, oyunlar eşliğinde gelmiştik Sümela’ya. Doğa ile insanın mücadelesiydi adeta. Ne kadar zorlukla yapılmış bir yapıydı. Savaşlar(1 Dünya Savaşında Ruslar çekilirken bombalamıştır. ) görmüştü,  ama hala da dimdik ayakta duruyordu.  Sümela Manastırının M.S 3. Yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.  Hikâyesi ise Atina da yaşayan iki kişinin aynı rüyayı görüp, rüyalarında, Hz. İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem’in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela’nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon’a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır. Sümela manastırında bulunan fresklerde bu konuya bol bol değinilmektedir. Trabzon’a giderseniz mutlaka görmeniz gereken bir yapıdır. Ayrıca eşsiz manzarası ile çok güzel doğa resimleri çekebilirsiniz.

Sümela Manastırını gezdikten sonra Trabzon’a doğru yol alıyoruz yeşilliklerin arasından. Trabzon meydanına geldik ve 3 saatimiz vardı gezmek için.  Yaylada hava serin ve bol bol çişe yağıyordu, kimi zaman ise yağmurluydu. Ondan dolayı ayağımıza balıkçıların giymiş olduğu sarı çizmelerden almak lazımdı. Hemen yola koyulduk Papagudi takımı ile sarı çizmeler arıyorduk. Önce ayakkabıcılar çarşısına girdik cümbür cemaat sonra oranın aradığımız yer olmadığını söyledi esnaf ahali. Sonunda bulmuştuk sarı çizmeleri ama sarı değildi! Olsun yine de aldık çizmelerimizi.

Ve sıra şimdi Trabzon’u keşfetmeliydik. Yerel yemekler için kuymak, Trabzon pidesi ve de Akçaabat Köftesi yiyebilirsiniz. Kuymak mısır unu, tereyağı ile kaşarın güzel karışımından oluşan enfes tadı olan bir yemektir. Trabzon pidesi ise birazcık yağlı olup kimilerine göre ise Trabzon ekmeğinin içine kıymanın konulduğu birazcık ağır bir pide olup Uzun Sokak’ın girişindeki Çardak Restaurant’ta yenilebilir,  son olarak ise Akçaabat köftesi ise Akçaabat yenmesi gereken güzel bir yemektir.

Merkezden biraz yukarı çıktığınızda ise Atatürk Köşkünü ziyaret etmelisiniz. Gerçekten muazzam bir mimari olup eşsiz Trabzon manzarası ile sizleri başka diyarlara götürmektedir. Ayrıca Köşkün tarihine gelirsek Rus, Konstantin Kabayanidis, tarafından 1903’te yaptırılmış olup, Birinci Dünya savaşı sırasında Rus ordu karargâhı olarak kullanılmıştır. Atatürk toplamda 3 kere ziyaret etmiştir. İlk ikisinde yatılı kalmamış, yalnız 3. Seferinde ise burada kalıp vasiyetinin bir kısmını burada yazmıştır. Ayrıca mimari açıdan inceleyecek olursak yapıyı; bina içerisinde Türkiye’deki ilk kalorifer sisteminin bu binada olduğunu ayrıca duvarların içindeki yollar ile binanın şömine sistemi ile de ısıtılabileceğin ve de balkondan akan suların sarnıçta toplanıp depoda toplandığını ve gerekli olduğunda evin su ihtiyacını bu sayede karşılanabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

Kampın 3. Gününe geldiğimizde ise yolumuzun Trabzon’un incisi olan ve takvimlere kartpostallara fotoğrafları basılan şirin beldesine gidiyoruz. Evet, orası Uzungöl, eşsiz tabiatı, akan gürül gürül şelalesi, gölünde tutulan balıkların yanı sıra alabalık çiftliklerinde bulunduğu yerdir Uzungöl. Uzungöl’ün cami tarafına değil de dağ olan tarafına doğru gidilmesiyle otobüs yolculuğumuz sonlandı. Aslında bu Uzungöl macerasının başlangıcıydı. Hemen set göllerinde ve şelalelerinde PAPAGUDİ olarak çekilen fotoğraf, kumanyanın dağıtılması ve yenilmesinden sonra göl tarafına doğru yürüyerek başlanılan yürüyüş kimi zaman ben ve Aydoğan için bir jogging maratonuna dönüşmüştü efsanevi Rocky şarkısıydı. Daha sonra birkaç bisiklet kiralama yerinde yapılan incelemeler sonucunda bisiklet kiralanır ve dağ tarafına doğru olan bisiklet maceramız başladı, aşmakla bitmiyordu set göller ve şelaleler, sonunda pes edip geri döndük. Yolda yerel bal satıcılarına rastladık ve ballarını tadıp yolumuza devam ettik. Uzungöl’ün etrafında atılan bisiklet turundan sonra bisikletleri geri iade edip yaya olarak yolumuza devam ettik. Dikkatimizi çeken başka bir husus da çok fazla sayıda Arabistan’dan gelen turistlerin olduğu ve onların bindiği Amerikan Jeepleridir. Bunlara çekilen otostoplarda çok fazla başarı elde edemedikten sonra bizi alan Karadeniz gençleri ile bisikletle gidemediğimiz yerlere gitmeye başlıyoruz, akan suyun merkezine gitmek istiyoruz ama yol git git bitmiyor, dere boyunca kurulan çadırlar ve mangal sofralarını görüyoruz, ama amacımıza ulaşamadan geri dönüyoruz başka bir araba ile. Bu arada Uzungöl’de Keşan alabileceğiniz çok fazla sayıda hediyelik eşya satan dükkânlar bulunmaktadır. Ayrıca meşhur Sürmene bıçaklarını da bulabilirsiniz. Gölün kenarına oturup yemek yiyebileceğiniz gibi çay bahçelerinde oturup alkolsüz içeceklerde içebilirsiniz.

Kampın 4. Gününde ise kampta kalma sırası bizdeydi. Mıntıka temizliği ile başlayan gün daha sonrasında oryantiring ve paintball bilgilendirmesi ile devam etti. Kampta kalanlar kendi arasında ikiye ayrıldı ve bir kısmı paintball a giderken diğer kısmı ise oryantiring e geçti. Bizim grubumuz oryantiring ile güne başladı. Oryantiring aslında hazine avına benziyor bir bakıma. Tek tek oynandığı gibi takım halinde de oynanabiliyor. Biz takım halinde oynadık.3 kişiydik takımda ve hepimize aynı haritayı verdiler. Bizde hedefleri paylaşarak bir bir hedeflere doğru yol aldık, herkesin ayrı hedefi olduğu gibi birde takım halinde gitmemiz gereken hedeflerde vardı, bunları tamamladıktan sonra bitiş çizgisine gelerek oyunu bitirmiş olduk.

Oryantiring i başarı ile bitirdikten sonra sıra paintball’a gelmişti. İlk defa oynayacaktım ve saha gözüme ilk başta basit yani kolay ölürüm gibi geldi, ama havanın sisli yani bulutların üzerimizden geçtiğini düşündüğümüzde oyun aslında daha zor oldu, göz gözü görmüyordu. Kimin bayrağı alıp kimin vurulduğunu anlamak gerçekten zordu. Yaklaşık 30 dakika suren çetin ,boyalı topların ardı ardına yerde ve siperlerde patladı ama sonunda amacımıza ulaşıp bayrağı kendi kalemize getirerek oyunu kazanmış olduk.

Yapay duvar tırmanışı ve ip parkurunu ise hava muhalefeti yüzünden yapamadık…

Kampın 5. Günü gelmişti çoktan yarısını devirmiştik. Sırada kaya inişi vardı Rize’nin Kalkandere beldesinde, hayret verici çay tarlalarının içinden şelalenin yanından yapılan bir kaya inişindeydi sıra. Sabahın erken saatinde kalkınmasıyla birlikte heyecan artmıştı, yolda söylenen türküler, şarkılar oyunlarla bir anda geldik kaya inişi yapacağımız yere. Ufak bir yürüyüşten sonra çay tarlasının içinden geçip kaya inişi yapılacak yere geldik. Herkes sırayla bir bir aşağıya doğru iniyordu 60 metreden başarılı olarak. Ve sıra bana gelmişti en son inmeyi istemiştim, ama en son inemeyen oldum. Gerçekten güvenli olduğunu söylediler ve cidden de güvenliydi ama kendimin çok inandığım bir ilkem vardı. Kendimin inandığını yapardım ve yine kendimi dinledim ve de inanmadığım bir şeyi yapmadım. Aslında yapamadım.

Ve sonunda beklediğim gün(6.gün) gelmişti, hayatta en çok yapmayı istediğim ve de suyun içinde dans edebilecektim. Evet, ismi sizinde aklınıza gelmiştir, RAFTİNG! Zamanıydı artık. Su ile dans edecektik İkizdere’de. Sırayla her grup ayrıldı ve bize geldi sıra. Yağmur ufaktan çiselemeye başlamıştı. Nehir de tam kıvamındaydı coşkulu bir şekilde akıyordu. Azgın sularla dans ederken kimi zaman bota yatarak kayaların ve çalıların üzerimizden geçmesiyle parkurda ilerliyorduk, derken botun kıçının burnu ile yer değiştirmesiyle ön taraf arka, arka ise ön olmuş şekilde yol alıyordu. Sonra kendimizi düzeltip parkurun keyfini çıkarta çıkarta parkurun sonuna geldik ve amansız bir su savaşı başladı aramızda. Daha sonra gelen diğer raftingcilere de hoş geldin temalı bir su savaşı başlatarak günümüzün yorgunluğunu attık.

Kampın son iki gününe giriyorduk artık gitme vakti geliyordu yavaştan. 7. Gün kampta kalmıştık başka bir grupla birlikte. Yine mıntıkayla başlayan günümüz her gün yapılan akşam eğlencesi ile devam etmiştik.

Ve son gününde ise biraz daha hüzünlü bir ortam vardı. Ne de olsa son gündü. Belki de son kez bir araya geliyorduk PAPAGUDİ olarak. Onun burukluğu içimizdeydi. Havanın da serin olmasıyla beraber gün daha da berbat bir hal almıştı. O kadar alışmıştık birbirimize şimdi ayrılmak çok zor oluyordu. Bu 8 günde tam bir aile olmuştuk, hüznü de sevinci de paylaşmıştık. Nerden gelmişti bu ayrılık faslı.

Kampın 9. Gününde sabahında yapılan kahvaltıdan sonra kampetlerın uyku tulumlarının battaniyelerinin toplanmasından sonra artık veda vakti gelmişti lidere. Son sözler ve fotoğraflardan sonra eşsiz tabiatı geride bırakıp monoton tek düze hayata başlayan yolculuğumuz başlıyordu. PAPAGUDİ ile olan son otobüs yolculuğumuzdu maalesef. Ve gene gelmiştik. Trabzon merkeze inmekle birlikte PAPAGUDİlerin birkaçının memlekete doğru yola çıkması bir oldu. Daha sonra geri kalan ile buluşup Forum Trabzon’u gezip son gece kalacağımız yer olan D.S.İ ye doğru yola çıktık. (Cansu’ya, Ahmet’e ve Deniz’e teşekkürler) Ve uzun zaman sonra D.S.İ den içeriye adımı atmıştım. Güzel günlerim geçmişti bir basketbol oynayan olarak kulüpte. Fakat bu sefer farklı amaçla gidiyordum. Neyse hep beraber sahile indik ve darbuka eşliğinde söylenen şarkılarla eğlenip son gecemizi böyle geçirdik hep beraber….

Ve artık Trabzon defteri kapanıyor. Çok teşekkür ederim herkese. Sizleri hiçbir zaman unutmayacağım… Görüşmek üzere… 

Seyahat Tarihi: 2 Ağustos – 11 Ağustos 2009

 

 

August 19, 2009 - Posted by | Yurtiçi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

6 Comments »

  1. ama bn buna ba-yıl-dımmm!!! ellerine sağlık😉

    Comment by esma | August 20, 2009 | Reply

  2. Güzel olmuş cihan adeta kampı yeniden yaşamışşın ellerine saglık

    Comment by gültekin | August 20, 2009 | Reply

  3. eline ve yüreğine sağlık kardeşim! çok çok çok güzel olmuş bu muhteşem tasvirler ve yorumlamalar da ancak senden geleblrdi:D

    Comment by deniz yıldırım | August 21, 2009 | Reply

  4. kardeşim çok güzel olmuş gerçekten bizde seni daha doğrusu bende seni çok seviyorum

    Comment by seckin | August 21, 2009 | Reply

  5. çok güzel olmuş hatta süper😀

    Comment by Ahmet TOROS | August 25, 2009 | Reply

  6. Batumda gezilicek yerler batum botanik park batum sahil boyu gonio kalesi ve isterseniz TİTANİK DİSKO BAR var adres çavcavadeze cadesi lermontovi sokak. bütün taksicilerde bilir taksicilerede sorabilirsiniz şimdiden iyi eglenceler

    Comment by admin_08 | October 12, 2012 | Reply


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: